OLİMPİK SOYKIRIM

Olimpiyat gibi kutsal bir ruh taşıyan, temelinde insanların kardeşliğini, barışı, dostluğu, sporun o birleştirici ruhunu, kazanan sporcunun sevincini kaybeden rakibiyle paylaştığı bir anlayış içinde olduğu  organizasyonun, yapıldığı yer ve sunuluş biçimi gerçekten önemlidir.
Özellikle 1996 Atlanta Olimpiyat Oyunları ile birlikte olimpiyatların açılışları,
düzenlendiği ülkelerin kendi güçlerini, geçmişte yaptığı ve telafisi öyle basit olmayan hataları örtbas etmek için  fırsat sayılan bir seremoni olarak görülmeye başlandı.
2000 yılında  düzenlenen ve ev sahipliğini Avustralya’ nın yaptığı olimpiyatların açılış töreni, adanın yerli halkı olan beyaz adamın gelmesi ile birlikte topraklarından edilmiş, dili unutturulmuş Aburginial yerlilerine basit bir özür niteliğindeydi. Ya da bu gerçek manada dünya insanlarının vicdanlarında kendilerini affettirmek için kullandıkları bir argümandı- ki meşaleyi yakan isim Aburginial kökenli Caty Freemandı-. Kayıp jenerasyon olarak nitelendirilen Aburginial çocuklarının özgür ruhlarının belki de rahat çırpınmaları için gösterilen son yerdi. Avustralya’nın ulusal gazetelerinden birinin ertesi günkü başlığı ise oldukça düşündürücüydü: Caty FreeWoman.
Yine 2002 yılında düzenlenen, ev sahipliğini Amerika’nın yaptığı Salt Lake’in açılış töreni ise ayrı bir ironiye sahne oluyordu. Kıtanın binlerce yıllık sahipleri açılış töreni gecesinde buz gibi bir havada dans ediyordu. Ve sonra kendi dillerinde beyaz adama hoş geldin diyorlardı. Kızılderililer pistten çekilirken doğudan yükselen ışık ve bununla birlikte piste dolan atlı arabalar, onların hala aşağılandığının ilk işaretiydi. Işık eşliğinde gelen atlı göçmenlerin sayısı arttıkça ışığın da gücü arttı. Ve pist gökyüzündeki yıldızlar kadar kalabalık atlı arabalarının dolmasıyla tamamen aydınlandı. Ve ülkenin gerçek sahipleri tıpkı geçmişte olduğu gibi tüm dünyanın gözü önünde sahneden çekilmişlerdi. Amerika, geçmişinde yaşanan büyük acıları, katliamları, insanları topraklarında nasıl köleleştirdiğini, insanların beyinlerine gözlerine bir şölen eşliğinde işliyor ve meşrulaştırıyordu. Özgür ruhların yaşadığı Utah  eyaletinde olimpiyat ateşi aslında başka şeyleri anlatıyor ve başka şeyleri yakıyordu…
Dünyanın bir başka  köşesinde, Kafkasya, yukarıdakilere benzer bir seremoniye ev sahipliği yapmak için  2014 olimpiyatlarına aday gösterilmiş başka bir şehir daha var: SOÇİ.
Bölgenin gerçek sahipleri Ubıhlar, 1864 Kafkas sürgüyle ülkelerinden koparılırken  onların yerine Rus, Kazak,vs. kolonistler yerleştirilmiştir.
Tarihte eşine az rastlanır katliamlara sahne olan Kafkasya’da son direniş kalesi olan Soçi,  özelinde Olimpiyatların yapılması düşünülen bölge Kbaada, bir milletin destansı mücadelesine yurt olmuş ormanları, kalbinde yatan vatanperver savaşçıların kanıyla sulanmış toprağı, sonu trajediyle biten savaşın şahidi dağları ile Kafkasyalıların  Emperyalist Rus güçlerine karşı verdiği onurlu  mücadelenin sembol merkezlerinden biridir.

Sayın Olimpiyat Komitesi Üyeleri!  Bir milletin yok edilişinin şahitliğini yapan ormanları, gölleri, katliamlara ve sürgünlere rağmen hayatta kalabilmeyi başarmış  az sayıdaki bölge sakinlerine vurulabilecek son darbe buranın olimpiyat evi seçilmesiyle gerçekleşecektir.
Biz, diasporadaki Kafkasyalılar, trajik geçmişimizi asla unutmadık. Vatanımızın her karış toprağında hakkımız olduğunu biliyor ve geçmişimize şahitlik yapan hiçbir şeyin, adı ne olursa olsun, yok edilmesini istemiyoruz. Soçi’nin olimpiyat evi seçilmesi bir millet için kutsal sayılan değerlerin olimpiyat eli ile yok edilmesi anlamına gelmektedir.Olimpiyat tesislerinin yapılması,ortaya çıkması gereken ve gelecek kuşakların hakkı olan tarihi bilginin üstüne bir sır gibi örtülecektir. Bu bölgede yapılması gereken ,ülkenin sürgünde yaşayan gerçek sahiplerinden özür dilendikten sonra insanların Ruslar tarafından acımasızca katledilen atalarını yad edecekleri bir tören alanıdır.

Tarihte olduğu gibi bu gün de Emperyalist Rus devleti tarafından yüz binlerce masum insanın öldürüldüğü,akıbeti belli olmayan binlerce insanın kaçırıldığı ve yüz binlerce insanın evlerinden çıkartılıp soğuk kış günlerinde çadırlarda yaşamaya mahkum bırakıldığı, üstelik bunun olimpiyatların yapılması düşünülen bölgenin bir adım ötesinde olması, (Çeçenistan) üzerinde düşünülmesi gereken bir başka konudur. Binlerce insanın hayatını hiçe sayarak savaş bölgesinde bulunan bir şehri ev sahibi ilan etmek, siz de takdir edersiniz ki ortaya çıkabilecek olumsuz hadiseler için ilk basamağı oluşturacaktır.
Ayrıca bu bölgenin insanlığın ortak mirası olan “Doğal Koruma Sit Alanı” olduğunu, olimpiyat tesisleri için yapılacak alt yapı çalışmasının doğal hayata zarar vereceğini hatırlatmakta fayda görüyoruz.

Sayın Olimpiyat Komitesi Üyeleri! Ulusal nitelikli kurumların sorumluluğunu üstlenen insanların ulusların hassasiyetlerini göz önüne almaları doğal bir şeydir. Sizin dünyada birçok ulusun Kızılderilileri, Oburginialleri, İngilizleri, Almanları….. ve Kafkasyalıları  temsil ettiğinizi düşünüyoruz. İnsanların geçmişlerinde yaşanan trajedinin sizlerin vasıtasıyla meşrulaştırılmasına izin vermeyiniz. Kızılderililere, Aburginiallere yapılan üzücü seremoninin tekrarlanmasına izin vermeyiniz.
Olimpiyatların simgesi ateş, binlerce yıl öncesinde Olympos dağında hangi yakıcı güce sahipse, bu gün de o yakıcı güce sahiptir. Bu ateş, insanların içinde yitirilmeyen yok edilemeyen güzelliklerin temsili niteliğindedir.
Bu ateşin gücünü  doğru yerde ve doğru zamanda yakmak, siz olimpiyat komitesi üyelerinin başlıca görevidir. Ruhunda  barış ve özgürlük olan spora uygun  kararlar tüm insanlık adına bir onur kaynağı olacaktır.

MERZİFON KAFKAS DERNEĞİ